Yaşam

İki Şehrin Hikayesi

8 Eylül 2016

“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku. Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana.”

İki Şehrin Hikayesi, Charles Dickens’ın Fransız Devrimi’ni konu aldığı unutulmaz romanı. Ayrıca, kişi ve dönem tasvirleriyle klasikler arasında yer almayı başarmış bir yapıt. Klasikleri okumak bana hep daha zor gelmiştir. Bazen bitmeyen betimlemeleri ya da dönem tasvirleri biraz canımı sıkar fakat, İki Şehrin Hikayesi’nde durum hiç de böyle olmadı. Çok akıcı ve yalın bir dili olan romanda, dönemin İngiltere ve Fransa’sının, Fransız Devrim’i öncesi ve esnasındaki durumu bizlere yansıtılıyor. Fakat asıl Dickens’ı bu romanda farklı kılan, Fransız ihtilalinin bir başka yüzünü göstermek isteyişidir. Devrim esnasında toplumun psikolojik ve ekonomik durumu, var olan intikam duygusu ve bu sırada suçsuz yere hayatını kaybeden insanların hikayeleri romanın ana temasını oluşturuyor. Dickens’ın asıl amacı İngiliz halkına yaşanan olayları anlatmak istemek olsa da kitap tüm dünyaya ulaşmayı başarmıştır.

Bir yanda İngiltere ve burjuvazi bir diğer yanda ise Fransa ve devrim. Roman bu iki şehir arasında gelip gider. Birbirlerine olan benzerlikleri ve  farklılıları betimlenir. Her şey Paris’te 18 yılını suçsuz bir şekilde tutsak olarak geçiren Dr. Manette’in bulunması ile başlar. Kitabın son sayfalarına kadar büyük bir gizem olarak kalır doktorun başına gelenler. Bu sırada çok sevdiği kızının, bir markinin yeğeni olan Charles Darney ile evlenmesi bu iki şehir arasındaki köprüyü oluşturur romanda. Charles her ne kadar ailesini reddetmiş olsa da devrimin ayak sesleri yükselirken suçsuz yere hapis yatacak olan kahyasına sessiz kalamaz. Fakat kolayca halledebileceğini düşündüğü bu konu tahmin ettiğinden çok daha büyük işler açar başlarına.

img_7604“İnsanlar bazen karşılarındakine kalben uzak oldukları için anlamakta güçlük çekerler.”

Dickens’ın asıl yansıtmak istediği Fransız Devrimi’nin acı ve kanlı yüzü daha ilk sayfalardan başlar karşımıza çıkmaya. Özellikle de toplumun bu süreçteki psikolojik yapısı, yıllar boyu birikmiş bir öfke, ezilmiş bir alt sınıf ve adım adım büyüyen bir intikam duygusu… İnsanların istedikleri zaman nasıl da kana susadıklarını, nasıl da acımasız olduklarını yansıtır bize. Giyotine olan sevdaları yankılanır sokaklarda.

Halkın hakkını savunduğu bu devrimin aslında farkında olmadığımız diğer yüzüne ayna tutar. Suçsuz yere adaletin olmadığı mahkemelerde yargılanan insanlar, intikam duygusunun sarıp sarmaladığı, insanlığını kaybetmeye yüz tutmuş bir toplum.. Kin ve intikam duygusuyla çıkılan yolda insanoğlunun nasıl da yolunu kaybettiğini bizlere göstermektedir.

Her açıdan çok donanımlı olan İki Şehrin Hikayesi, Dickens’ın en iyi romanlarından biri olmayı başarmıştır. Ayrıca sadece Dickens’ın değil tüm zamanların da en iyi edebiyat eserleri arasında sayılmaktadır. Eğer klasiklere karşı bir merakınız varsa İki Şehrin Hikayesi’nden başlamanızı öneririm. Ben hem çok şey öğrendim hem de çok beğendim. Umarım sizler de beğenirsiniz.

Kitabın adı: İki Şehrin Hikayesi

Yazarı: Charles Dickens

Yayınevi: ALFA ( Kesinlikle önermiyorum. Fazlaca yazım hatası bulunuyordu.)

 

Hoşunuza gidebilir

2 Yorum

  • Yanıtla Volkan 16 Eylül 2016 at 01:07

    Bununda üstesinden güzel gelmişsiniz. Ve harika önelizleme yapmışsınız ☺️☺️

    • Yanıtla Sude Kılıç 20 Eylül 2016 at 01:29

      Çok teşekkür ederim.

    Yorum Bırak

    error: Sitemizden içerik kopyalamak yasaktır.