Yaşam

Kinyas ve Kayra

15 Ağustos 2016

“Her şeyin farkında olduğunu iddia eden adam, daha kendisinin farkında değildir.”

Kinyas ve Kayra.. Ahmet Günday’ın ilk romanı. Bazen öyle kitaplar okumuş oluyorsunuz ki, kitap bittiğinde başlangıç noktanızdan bambaşka bir yerde ve bambaşka düşüncelerde olduğunuzu fark ediyorsunuz. Çok şey anlatmak istiyorsunuz aslında okuduklarınız hakkında ama ağzınızdan sadece “okuman gerek” çıkıyor. İşte Kinyas ve Kayra da tam “okumanız gereken” bir kitap.

Ülkemizde örneklerinin çok bulunmadığı yeraltı edebiyatının bir eseri olan romanda şiddet, seks, alkol, aykırılık gibi kavramlara sıkça rastlıyoruz. Roman üç bölümden oluşuyor. İlkinde Kinyas ve Kayra’nın Afrika’da birlikte geçen hayatlarına şahit oluyoruz. Kendileri çocukluk arkadaşı olup 30’larına merdiven dayamış kişiler. Vakti zamanına bu yolculuğa evlerini terk edip çıkmışlar. Bir çok ülkede bulunmuşlar ama biz hikayelerinin Afrika’da olan kısmına şahit oluyoruz. İçlerinde bulundukları kin ve nefretle; tecavüz, şiddet, cinayet, dolandırıcılık ve daha bir sürü olaya karışsalar da bunların içerisinde bile insan kendisinden bir parça buluyor sanki onlarda. Toplumdaki göze batmayan hayatların, arka sokaklarda yaşanılanların aslında ne kadar da gerçek olduğu çarpıyor yüzümüze.
Bir birinden farklı iki karakter kendi pencerelerinden hayatlarını ve asıl olarak da dünyayı sorguluyorlar.

IMG_6385 “Benden önce temeli atılmış hiçbir düzene dahil olmadım.”

İkinci bölümde ise Kayra’nın yoluna şahit oluyoruz. Kinyas’ın İstanbul’a döndükleri gece onu ansızın terk etmesiyle hayatı bambaşka bir hal alıyor. Fakat istediği tek bir şey var o da vakti geldiğinde beyin ölümünü gerçekleştirmek. Düşüncelerini, hislerini her şeyini öldürmek fakat bedenini yaşatabileceği kadar yaşatmak. Para bulmak için girdiği son büyük işten sonra tanıştığı bir zenci kadınla bu hayali gerçek oluyor Kayra’nın. Hayatındaki tek insanı, Kinyas’ı kaybetmek büyük bir etki yaratıyor onda. Alkolden, sigaradan, seksten vazgeçiyor. Sahip olduğu bütün zevklerden uzak duruyor. Dünyada yaşanılacak daha fazla bir şey olduğuna inanmaması onu bu yöne itiyor. Bu bölümde Kayra’nın iç dünyasını çok daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz.

“Sorarlarsa, “ne iş yaptın bu dünyada?” diye, rahatça verebilirim yanıtını: “Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyarın arasına doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından.””

Üçüncü bölümde ise Kinyas’ın hayatı ve tecrübelerine tanıklık ediyoruz. O Kayra’dan bambaşka bir yol seçiyor. Seneler önce terk ettiği ailesine geri dönüyor. Bir zamanlar kendi ölümünü sevgiyle karşılayan adam bir anda ölmemek için her şeyini ortaya koymaya başlıyor. Eski hayatından ona hediye kalan HIV virüsüne karşı direniyor. 8 sene önceki Tolga oluyor yeniden ve içindeki Kinyas’tan kurulmak için veriyor savaşını. Hayatını düzene sokuyor, işe giriyor, düzenli bir ilişkisi oluyor ve kendini bir arkadaşını düzeltmeye adıyor. Aslında Kinyas hayatın yaşanılabilir kısmını görüyor. İçindeki son insanlığa tutunuyor.

“Seni anlıyorum” demek büyük bir yalandır. Kocaman bir yalan. Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada..”

Baştan sona her şeyiyle beni çok etkiledi Kinyas ve Kayra.
Yazarın müthiş anlatımı ve romanın içinde bulundurduğu felsefeleriyle, kesinlikle benim burada yazıya dökmeye çalıştıklarımdan çok daha fazlasını barındırıyor içerisinde. Herkesin kendinden ve hayatından bir parça bulabileceği bu romanı okumanızı öneririm.

“Beni yüzüstü gömün. Çünkü yeterince gördüm.”

 

Kitabın adı: Kinyas ve Kayra

Yazarı: Halan Günday

Yayınevi: Doğan Kitap

Hoşunuza gidebilir

2 Yorum

  • Yanıtla Sude Kılıç 20 Ağustos 2016 at 05:46

    Ben teşekkür ederim asıl 😊

  • Yanıtla Volkan 21 Ağustos 2016 at 00:46

    İyiki tanıma şansı yakalamışım sizi ☺️ Tekrar başarılar dilerim size ☺️☺️

  • Yorum Bırak

    error: Sitemizden içerik kopyalamak yasaktır.