Seyahat, Yurtdışı

KÜÇÜK PARİS TAVSİYELERİ

13 Şubat 2017

Gezi rehberlerinde ve internet bloglarında önerilen en ünlü restoranlar, cafeler, parklar, müzeler, kiliseler ve saraylar gibi diğer görülmesi gereken yerler gerçekten de Paris deneyiminin vazgeçilmezleridir. Fakat ben bu yazımda Paris’i birden çok kez ziyaret etmiş ya da yeni tavsiyeler arayacak kadar uzun kalmış kişiler için daha farklı önerilerde bulunmak istiyorum.

Bir şehri ziyaret edilesi yapan etken asla muhteşem bir mimariden ibaret değildir. Her şeyden önce her şehirin kendisine özgü  yaşam tarzı ve farklı ambiyansı vardır. Söz konusu Paris olduğunda ise; fransızların gastronomi alışkanlıkları bu ambiyansı minik kafeleri, bistroları ve restoranları ile tamamlayan en önemli unsurlarından biridir.

Paris’i ilk kez ziyaret edecek olan birisinin kendisini şık bir bistroda şarabını içerken, ünlü pastanelerinden birinde makaron yerken hayal ettiğini tahmin etmek  zor değildir.  Şehrin romantik ambiyansında bunlar gerçekten beni de mutlu eden anlardandı. Fakat Paris’te yaşadığım 6 ay boyunca çok farklı deneyimler elde ettim ve yapmayı en çok özlediğim şeyler bu deneyimlerim doğrultusunda gezi rehberlerindeki önerilere göre biraz farklılık gösteriyor.

IMG_5597

SOKAKTA ŞARAP KEYFİ

Paris ilk bakışta lüksün şehri gibi görünse de, turistik bölgelerden çıkıldığında halkın büyük çoğunluğunun göçmen veya yoksul olduğu bir şehir. Paris’te yaşayan gençlerin çoğu bizim bir turist olarak Paris’e adımımızı atar atmaz ilk koşacağımız kafelere ve restoranlara hiç gitmemişler. Onların eğlence anlayışlarını marketlerden oldukça ucuz fiyatlara aldıkları alkoller oluşturuyor. Zaten düzenledikleri çılgın ev partileriyle ünlüler. Öte yandan güzel havalarda Seine Nehri’nin kenarı gibi birazdan önereceğim dış mekanlarda da içmek , eğlenmek için en çok gerçekleştirdikleri aktivitelerinden.

Sokakta içki içmenin çok çeşitli sonuçlar doğurabileceği bir ülkede yetişmiş şarap aşığı biri olarak Paris sokaklarında şarap içmek beni en çok mutlu eden aktivitelerimden biriydi. Bildiğiniz gibi fransızlar soğuktur ve yabancılara çok fazla yüz vermezler. Fakat keyif yapmak için güzel manzaraya sahip bir noktada oturup içtiğim her seferde, yakınımda eğlenen Parisli gençlerden oluşan bir grupla  nasıl olduğunu anlayamadığım ve planlamadığım bir şekilde iletişim kurmaya başladım. Ve bu anlar bir turist olmaktan çıkıp kendimi Paris’ e ait hissettiğim nadir anlardandı. Benim için Parisli gençlerle – dikkat ederseniz Fransız demiyorum çünkü Paris nüfusu çok karmaşık etnik gruplardan oluşuyor – muhabbet etmek, onlarla eğlenmek  ve onları anlamak Paris deneyiminin en vazgeçilmezlerindendi.

Seine Nehri’nin kenarında herhangi bir noktanın yanı sıra inanılmaz güzel manzaralara sahip  Sacré-Cœur Bazilikası’nın önündeki merdivenler ya da Seine Nehri’nin ikiye ayıran adanın ( Île de la Cité) en köşe noktasında bulunan Square du Vert-Galant elinize şarabınızı alıp Paris halkıyla kaynaşabileceğiniz mükemmel adresler. Benim metrolar arası aktarma için kullanılan tünellerden birinde arkadaşlarım ile birlikte içerken başka insanlarla tanışmışlığım bile var. Sokakta içmek kulağa en değişik gelen tavsiye olmasa da benim için en önemlisi. Siz de şarabınızı alın, güzel bir lokasyon belirleyin, keyfinize bakın.. Ve iyi bir çocuk olursanız belki ev partisine bile davet edilebilirsiniz.

Square du Vert-Galant

                                                                                                    Square du Vert-Galant

PARİS’TE ASYA MUTFAĞI

Paris’te gezinirken “Traiteur Asiatique “ tabelalı restoranımsı dükkanlarla sıklıkla karşılaşabilirsiniz. Tretörler konsept olarak  daha önceden hazırlanmış yiyeceklerin “al götür” tarzı satıldığı dükkanlardır. Restoranlardan farklı olarak genelde çok az sayıda masa bulunur. Vitrinden seçtiğiniz yemekleri paketletip evinize götürebileceğiniz gibi, orada birkaç dakika içinde mikrodalgada ısıttırabilir ve yiyebilirsiniz.

Paris halkı oldukça çeşitli etnik gruplardan oluşuyor. Uzak doğu kökenlilerden Çinliler büyük çoğunluğu oluştursalar da Koreliler, Japonlar ve Vietnamlılar da kalabalık bir nüfusa sahipler. Tretörler de genel olarak Uzak Doğulular tarafından işletiliyor.

Öncelikle söylemeliyim ki “Traiteur Asiatique” tabelalı bu dükkanlar ilk bakışta çok girilesi durmuyor. Zaten nasıl bir açlık dürtüsüyle girip denemeye cesaret ettiğimi bile hatırlamıyorum… Ama iyi ki o ilk adımı atmışım. Limonlu zencefilli tavuklar, karidesler ,soya soslu etler, pilavlar , hindistan cevizi topları gibi çeşitli asya lezzetleriyle kendimden geçtim. Sonrasında da Paris’te çok sayıda tretörün kapısını heyecanla açıp yemeğimi seçtim.

Her tretörün menüsü birbirinden farklı olduğu gibi aynı tretör menüsünü günlük olarak da değiştirebiliyor. Kısacası aşçı teyzenin keyfine kalmış bir durum. Bu lezzetler hem hızlıca servis edilmeleri, hem çok ucuz fiyatlara sahip olmaları hem de daha doğal malzemelerle günlük olarak yapılmaları sebebiyle Paris tatilinizde fast food’tan uzak durmanızı sağlayacak dikkate değer bir tavsiye.

Asya tretörlerinden birinde hazırladığım karmakarışık tepsi.. Görsel biraz kalitesiz, anneme atmak için çekmiştim.. Beni affedin :)

Asya tretörlerinden birinde hazırladığım karmakarışık tepsi.. Fotoğrafı anneme atmak için çekmiştim , görselin kalitesizliği için beni affedin..   

KIR VE MONACO İÇMEDEN DÖNMEYİN..

Fransa gibi şaraplarıyla ünlü bir ülkede şarap bazlı kokteyl kaçınılmaz bence. Geleneksel olarak frenk üzümü likörü ve beyaz şarap ile yapılan kir daha sonrasında farklı aromalarla da çeşitlendirilmiş.Benim favorilerimden olan bu içkiyi çeşitli aromalarıyla her mekanın menüsünde kolaylıkla bulabilirsiniz.

Votka bazlı olarak marketlerde hazırı satılan Monaco esasında nar şurubu ve biradan yapılan bir kokteyldir ve Fransa’da oldukça çok tüketilir. Biraz kire benzediğini söyleyebilirim.Ve kiri önerdiğime göre doğal olarak monaco içmeden dönmemenizi de önereceğim. 🙂

SAUCE ALGÉRIENNE (CEZAYİR SOSU) ve DÖNER

Her markette kolaylıkla bulabileceğiniz cezayir sosu ; mayonez , soğan ve çeşitli baharatlardan oluşuyor. Hemen gidin 5-6 tane alın  ve bana da yollayın… Patates, makarna, et gibi birçok şeyin yanına yakışan bu (bence) dünyanın en güzel sosu Paris’teki dönercilerimizin de tercih ettiklerinden. Paris’e gelip döner mi yiyeceğim yaaaa ??? demeyi bırakın ve lütfen benim için “ sauce algeriénne’li ” bir döner yiyin..

QUAİ DE LA LOİRE’DAN PARC DE LA VİLLETTE’E YÜRÜYÜŞ YAPIN..

Evime yakınlığı sebebiyle yürüyüşlerim için tercih ettiğim Saint Martin kanalının kenarındaki yürüyüş yolu Seine Nehri’ne uzak kalanlar için mükemmel bir seçenek. Turistler ve kalabalıktan uzak sessizliği ,sakinliği ile huzur dolu olan bu bölge aynı zamanda turistik alanlardan çıkıp Parislilerin gündelik hayatlarını da gözlemleme fırsatı veriyor. Sonbaharda her yeri kaplayan sarı yaprakların sunduğu görsel ziyafet eşliğinde yaptığım yürüyüşler en unutamadığım anılarımdan.

IMG_1026

 Quai de La Loire

IMG_1022

                                                                                                                Quai de La Loire

DSC00046

IMG_1025

                                                                                                         Parc de la Villette 

Ayrıca kendi üretimleri biralarla ünlenmiş  Panama Brewing Company ve şirin dekorasyonuyla hemen fark edebileceğiniz kafe-restoran Le Pavillon des Canaux , Quia de la Loire’da yürüyüşünüze ara verip dinlenebileceğiniz iki keyifli mekan. Ayrıca Le Pavillon des Canaux workshop ve aperitivo gibi etkinlikler de düzenliyor. Menülerine ve etkinliklere linklerden göz atabilirsiniz.

                                                                                               Le Pavillon des Canaux 

ÜÇ GÜZEL TATLI DURAĞI..

Tatlı zevkim çikolata kaplı olduğundan defterime unutmamak için not aldığım adresler de çikolatalı adresler. Angelina , La Duréé, Pierre Hermé, Eric Kayser, Café de Flore gibi ünlü adreslere çoktan uğradıysanız benim unutulmazlarımı da denemenizi öneririm.

L’Éclair de Génie; Birçok yerde şubeye sahip bu ekler cenneti Paris’te yaptığım en tatlı keşif! Christophe Adam’ın  birbirinden şık tasarımlarıyla da aynı zamanda göze de hitap eden bu eklerler , her damak zevkini mutlu edecek lezzet çeşitliliğine sahip. Benim favorim coucou caremel isimli eklerdi fakat internet sitesinde menünün değiştiğini farkettim. Yine de aklınızda bulunsun..

IMG_0981

Profiterole Chérie; Profiterol kremanızın aromasını kendi zevkinize göre seçebildiğiniz; dondurma da ekleyerek farklı kombinasyonlar yaratabileceğiniz çok şirin bir dükkan .

IMG_2137

L’Atelier des Artistes; Burası aslında restoran-bar konseptli bir mekan, sadece tatlı ve kahve içip çıkmanın pek uygun olmayacağı gibi maalesef rezervasyonsuz pek kolay yer bulamıyorsunuz. Fakat menüsünde öyle bir tatlı var ki ben o tatlıya ulaşmak için bütün menüyü bile yiyebilirim… Fondant au chocolat Valrhona tam bir çikolata denizi.. Ne yapın ne edin o tatlıyı yiyin. Ben ilk gidişimde turistim bilmiyordum bahanesiyle tatlıma çok kolay ulaşmıştım. Fakat daha sonraları rezervasyonumu yapıp yemeğimi yedikten sonra tatlı kısmına gelebildim… Her seferinde olduğu gibi yine değdi. Paris’te 6 aylık serüvenimin son gecesinde de buraya gelmeyi ihmal etmedim.

IMG_2239

HEMA MAĞAZALARINA GİRİN

Hollanda kökenli Hema markası; Belçika, Almanya, İspanya, İngiltere, Lüksemburg ve Fransa’da da mağazalara sahip. Konsept olarak mağazadaki ürünler çeşitlilik gösteriyor. Yemek, kıyafet, kozmetik, bisiklet ekipmanları, oyuncaklar… Fakat bu mağazayı benim tavsiyelerime yerleştiren asıl kategori ofis malzemeleri! Renkli renkli bantlar, post-itler; birbirinden tatlı defterler, kalemler; değişik biçimlerde telefon kapları, usb bellekler… Gerçekten çok ucuz fiyatlara aldığım bu ürünleri büyük bir zevkle kullanıyorum. Bu noktada bir tek kızların ilgisini çektiğimi bilsem de bayların da çok düşük fiyatlarda yaratıcı ürünler bulabileceğine eminim.

blog-insta-1024x683

PIGALLE SİZİ YANILTMASIN

Moulin Rouge kabaresi ve seks shoplarla ünlenmiş Pigalle genelde tekin bir semt olarak anılmaz. Bu bence gerçekten üzücü bir yanılsamadır ve Pigalle bana bu açıdan her zaman Karaköy’ü anımsatmıştır. Çünkü Pigalle’in bilinen bir bölümü gerçekten tariflere uysa da güneyinde bohem tarzda kafelerin, barların, restoranların olduğu keyifli sokaklar bulunuyor. Pierre Fontaine sokağını bu sokaklardan biri olarak verebilirim. Size tavsiyem kaybola kaybola dolaşarak, bu sokakları keşfetmeniz.

IMG_1042 3

Le Dépanneur (27 Rue Pierre Fontaine, 75009)  Pigalle’de en çok keyif aldığım mekan .

PARİS’İN YAKINLARINDA..

CHANTILLY ŞATOSU

Yakınlığı sebebiyle küçük bir hafta sonu kaçamağı için tercih ettiğim bu kasaba Gare du Nord’tan kalkan trenlerle Paris’e 30 dakikalık bir mesafede bulunuyor.

Chantilly Şatosu (Château de Chantilly) ve mutfağında keşfedilen krem şanti bu kasabanın adını duyuran iki önemli unsur. Şatonun içi müze, kütüphane ve restoran olarak bölümlendirilirken bakımı ihmal edilmeyen göz alıcı bahçeleri de turistlerin gezimine açık durumda.

Ayrıca şato,  bir hipodrom (L’hippodrome de Chantilly) ve Avrupa’nın en büyüğü olarak nitelendirilen bir ahırı bünyesinde bulunduruyor. Sonrasında  at müzesine dönüştürülen ahırı şatoya giriş için satın aldığınız biletlerinizle gezebilirsiniz fakat hipodromda düzenlenen gösteriler için etkinliğe özel bilet almanız gerekiyor.

musee-conde-chateau--50c85aa0cbd8c

Sizin için internetten bulduğum Chantilly Şatosu görseli , maalesef kendim çekmeyi unutmuşum..

Şato için güncel bilet fiyatları ve ziyaret saatleri bilgilerini linkte bulabilirsiniz.

http://www.domainedechantilly.com/en/tickets-rates/

Öte yandan kasaba sadece şatodan ibaret bir yer değil. Yemyeşil ormanlar içerisinde kurulmuş bu kasabada yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilir, hipodromda binicilik dersi alabilir ve birçok köklü ailenin av köşkünden döndürülmüş otellerde konaklayabilirsiniz. Kasabayı ziyaret edeceğiniz mevsime uygun aktivitelere sahip bir otel araştırmanızı öneririm. Ben Le Château de la Tour isimli otelde konaklamıştım. Oldukça temiz ve güzel bir oteldi fakat kış mevsiminde gittiğimden havuzundan ve tenis kortundan faydalanamamıştım. Spası olan bir otel tercih etmek daha doğru bir seçim olurmuş.

Kasabaya ulaşım için ise Chantilly Gouvieux isimli istasyon varış noktalı biletinizi Gare du Nord’taki gişelerden , Fransızca’da “borne” adı verilen bilet satış makinelerinden ve internet sitesinden kolayca alabilirsiniz.

http://www.sncf.com

ORLÉANS

Orléans, Paris’in güneyinde bulunan ve trenle 90 dakika süren kısa bir yolculukla ulaşabileceğiniz bir şehir. Burada dört hafta geçirmeme rağmen 5-6 saatin bu şehri gezmek için yeterli olduğuna inanıyorum.

Şehir merkezinde bulunan Sainte-Croix Katedrali ve Fransa’nın Koruyucu Azizesi Jeanne d’Arc’ın evi şehrin iki önemli sembolü, Öte yandan şehrin kendisine has büyüleyici bir atmosferi var. Şehir merkezinde bulunan birbirinden şirin restoran ve kafelerde oturup, nehir kenarında yürüyüş yapmak bu şehrin tadını çıkarmak için yeterli olacaktır.

Şehre ulaşım için Pariz Austerlitz Gare’ından kalkan Orléans Centre trenlerine biletinizi yine aynı şekilde gişelerden, internet sitesinden veya bilet satış makinelerinden satın alabilirsiniz.

 

Görülecek yerlerin ve yapılacak şeylerin çok çeşitli olduğu güzel şehir Paris’teki deneyimlerinden bende en çok iz bırakanları paylaştığım yazımı sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim 🙂   Tavsiyelerimin gezinize yararlı olmasını umarak unutulmaz anılarla dolup taşan bir tatil dilerim..

DENİZ YILMAZ

Hoşunuza gidebilir

Yorum Yok

Yorum Bırak

error: Sitemizden içerik kopyalamak yasaktır.