Yaşam

Mülksüzler

14 Kasım 2016

“Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrimi satın alamazsınız. Devrimi yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak…”

Uzun bir aradan sonra tekrardan buradayım. Malum okul, sınavlar, ödevler derken pek vakit bulamadım. Bir kitabın elimde haftalarca dolaşmasını sevmem. Heyecanını ve hevesini kaybetmeden bir an önce okunsun bitsin isterim. Maalesef “Mülksüzler”’in kaderi biraz böyle oldu. Açıkça söylemek gerekirse okunması pek de kolay bir kitap değildi. Tahmin edeceğiniz gibi anlatması da benim için pek kolay olmadı.

Mülsüzler, Ursula K. LeGuin’in 1974 yılında kaleme aldığı ütopik bir bilimkurgu romanıdır. Roman, “Annares” ve “Urras” adında iki gezegende geçer. Bu iki gezegende de aslında aşina olduğumuz düzenler ve düzensizlikler var. Annares, Urras’ın uydusu ve aralarında ki ilişkiyi Dünya ve Ay’a benzetmek mümkün. Urras zengin kaynakları, verimli bitki örtüsü ile dünyaya benzerken, Annares kurak ve elverişsiz yaşam şartları ile ayı anımsatmaktadır.

İlk olarak Annares’e bakacak olursak; yıllar önce Urras’ta yaşayan Odo’cuların var olan sisteme karşı çıkmasıve Annares’e göç etmesiyle başlıyor her şey. Fakat Annares’te yaşam kurak bitki örtüsü ve verimsiz topraklar yüzünden pek de kolay geçmemektedir. Bir diğer yandan var olan düzene bakarsak eğer, Annares’te Odo’nun ilkelerinde kurulmuş bir anarşist sistem hüküm sürmektedir. Toplumda mülkiyet duygusu gelişmemiştir. Çocuklar bile ailelere ait değildir. Alt üst yada zengin fakir gibi kavramlar yoktur. Ayrıca toplumun insanlar üzerinde de hiçbir yaptırımı bulunmamaktadır. İsteyen istediği işi yapmakta veya hiçbir şey yapmamakta özgürdür. Sadece toplum için yapılması gereken zorunlu işler bulunur. Ayrıca toplumun ihtiyaçları doğrultusunda herkesin üstüne düşeni yapması beklenmektedir. Fakat yapılmadığı zamanlarda ceza verecek bir yetki olmadığı için üstlerine düşen görevi yerine getirmeyen insanlar toplum tarafından dışlanıp hor görülmektedir. Benimsenen toplum anlayışında her ne kadar herkes eşit görünüyor olsa da romanda bu düzen içerisinde oluşmuş çatlakları görmekte olasıdır.

Kahramanımız Shevek’e gelecek olursak, kendisi Annares’li bir fizikçidir ve her şey onun Annares’ten Urras’a gitmesi ile başlar. Shevek, topluma pratik olarak bir yararı dokunmayan teorik fizik ile uğraşmaktadır. Sizinde tahmin edebileceğiniz gibi Annares’te topluma yararı olmayan insanların dışlanması ve hor görülmesi pek de beklenmedik bir durum değildir. Bunun üzerine Urras ile yazışmalara başlayan Shevek’e daha sonrasında Urras’tan teklif gelir. Yürüttüğü araştırmalar Urras’ta büyük ilgi görmektedir. Shevek bu yolcuğu sayesinde yıllar önce Odo’cu atalarının neden Annares’i terk etmek istediklerini ve kendilerine bambaşka bir düzen kurduklarını daha iyi anlamayı başaracaktır.

img_9346 “Düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir. Düşünmeyi
reddederek, değişmeyi reddederek.”

Urras gezegenine bakacak olursak eğer, burada kapitalist bir düzenin varlığından bahsedebiliriz. Aynı zamanda Urras, var olan kaynakları ve verimli toprakları ile Annares’ten çok daha iyi durumdadır. Fakat kaçınılması pek de mümkün olmayan üstünlük savaşı ve var olan kaynakların bilinçsizce ve hoyratça kullanımı buradaki en büyük sorunlardan birisidir. Kahramanımızın gözünden bakacak olursak eğer; bu bahsedilen kavramların onun için anlaması güç konular olduğunu söyleyebiliriz.

Roman, iki gezegende de yaşanılan şeyleri eş zamanlı anlatmaktadır. Bu yüzden de iki farklı sistemi karşılaştırmak, eksiklerini, güçlü yanlarını veya toplum içindeki durumu görmek bizim için biraz daha kolaylaşıyor. Kitap, Shevek’in yaşadıkları üzerinden ilerler ve sonunda tekrar Annares’e, başlangıç yapmak üzere dönmesiyle son bulur.

Kitapta değinilmesi gereken birçok önemli konu bulunuyor. Bunlardan bir tanesi de romanın feminist bir kadın yazarın kaleminden çıkmış olması. Bunun izleri de roman boyunca karşımıza çıkıyor; Odo’cuların liderinin bir kadın olması, toplumda annelik rolünün olmaması veya mesleklerin kadın erkek olarak ayrılmaması gibi.

Mülksüzler birçok açıdan çok değerli bir roman. Bilimkurgu dünyasının iki büyük ödülü olan Hugo ve Nebula ödüllerini almayı başarmış. Le Guin Mülksüzler için “ikircil ütopya” ifadesini kullanır ve bunun sebebi romanın bir ütopyadaki ideal toplum resmini yansıtmıyor oluşudur. İki farklı gezegen üzerinden iki farklı siyasal sistemi ve bu sistemlerin eksikliklerini ve sebep oldukları sorunları bizlere sunuyor.

Aslında roman hakkında bahsedecek daha çok şey olmasına rağmen sözü daha fazla uzatmadan kararı sizlere bırakıyorum. Ayrıca romanın hak ettiği değeri görmesi açısından sıkışık olmadığınız bir dönemde okumanızı tavsiye ederim.

Şimdiden herkese iyi okumalar..

Hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla Volkan 17 Kasım 2016 at 14:49

    Harika bir gözlem. Sude hanım bu arada dünya felsefe haftanız kutlu olsun Sude hanım.. ☺️☺️

  • Yorum Bırak

    error: Sitemizden içerik kopyalamak yasaktır.