Genel, Yaşam

Su , hava , sayılar.. evrenin ilk ana maddesi sizce ne?

4 Nisan 2017

Felsefe tarihi , evrenin kendisinden oluştuğu ilk madde ile ilgili düşüncelerin efsanelerden yani dinsel söylencelerden bağımsız bir biçimde ortaya konulmasıyla başlar. Doğa olaylarını tanrıların eylemleri üzerinden değil de ; gözlemlere ve doğal nedenlere dayandırarak açıklayan ilk filozoflar doğa felsefesinin ve fiziğin temelini atmışlardır. Var olan her şeyi meydana getiren bu ana maddenin ne olduğu sorusunu üzerinde durmuş ve evrenin ilk ana maddesi üzerinden evreni açıklamaya çalışmışlardır.  Felsefe tarihinde bu problem genel olarak arkhe problemi olarak adlandırılmıştır. Arkhe sözcüğü Antik Yunancada başlangıç, hareket noktası, ilke, nihai ana madde gibi anlamlarına gelmektedir. Bu yazımda sizin için ilgi çekici olabileceğini ve felsefeye merak uyandıracağını düşündüğüm bir kaç arkhe düşüncesini paylaşmak istiyorum.

Doğayı araştırma konusu  haline getirmesiyle ilk filozof olarak nitelendirdiğimiz  Thales evrenin ana maddesinin su olduğunu ileri sürer.Doğanın kendisinde bulunan ve hareketinin kaynağı kendi kendisi olan ilk ana madde tasarımı için suyu seçmesinde suyun , nehirlerin ve denizlerin hareketli olması önemli bir etkendir. Suyun hal değişimleri yani donarak katı , buharlaşarak gaz haline gelmesi ;  kendisine has bir formu olmaması ve her şekle girebilmesi gibi nitelikler de Thales düşüncesinde etkili olmuştur. Fakat her şeyden önce arkhe canlılığın , evrende var olan her şeyin kaynağıdır. Bu açıdan bakıldığında Thales canlılığın kaynağını su olarak ele alır. Mısır ziyareti sırasında Nil nehrinin her yıl taşarak tarım alanlarına büyük bir verim sağladığını ve böylece yaşamın devam ettiğini gözlemlemesi onu canlılığın kaynağı olarak suyu seçmeye iten bir başka neden olabilir. Aristoteles’e göre ise her şeyin sıvı bir şeyle beslenmesi , her şeyin tohumunun nemli bir yapıda olması sebebiyle Thales suyu evrenin ilk ana maddesi olarak kabul eder.

Anaksimenes ise evrenin ilk ana maddesini hava olarak kabul eder.Arkhenin hava olarak kabul edilmesinin temelinde  iki önemli etken yatmaktadır.Bunlardan birincisi ; havanın seyrekleşmesi-yoğunlaşması ve her şekli alıp her şeyin içine işleyebilmesi gibi nitelikleri ile evrendeki değişim arasında bir bağlantı kurmasıdır. Evrende var olan her şey havanın seyrekleşmesi ve yoğunlaşması ile meydana gelmiştir. Seyrekleşme ile kuru ve sıcak , yoğunlaşma ile ıslak ve soğuk ortaya çıkmıştır. Hava seyrekleşerek ateşe , yoğunlaşarak rüzgar , bulut ,su , toprak ve taşa dönüşür.Böylece felsefe tarihinde ilk kez niteliksel değişiklikler niceliksel farklılıklar üzerinden incelenmiştir.Bu nedenlerden ikincisi ise ; evreni sarıp sarmalayarak evreni ayakta tutan hava ile , insanın nefes aldığı sürece yaşaması benzetmesidir. Nasıl ki soluğumuz ruh olarak bize can veriyorsa hava da aynı şekilde evrene can veriyor. Havasız evren ölü bir evrendir.Böylece ruh kavramı ilk kez felsefe tarihinde kullanışmıştır.

M.Ö 6 yy’da Güney İtalya’da Pitagoras tarafından kurulan Pitagorasçı Okul’un düşüncelerine odaklandığımız da ise maddi nedene formel nedenin eklendiğini görürüz.Pitagorasçılara göre bir şeyi açıklamak için o şeyin yapısını , işlevini ve amacını ortaya koymamız gerekir.  Burada bir form , bir yapı düşüncesi hakimdir. Pitagorasçılar şeylerin altında yatan harmonik bir evren yattığını savunmuşlar böylece somut ve soyut dünya ayrımı yapmışlardır. Matematikle ilgilenen Pitagorasçı Okul sayı bilgilerinden yararlanarak somut dünyanın altında yatan düzenin ilkesinin sayılar olduğunu söylemişlerdir. Her şeyin temelinde sonsuz ve değişmez olan sayısal yasalar bulunmaktadır. Görünür şeyler orantısal yasalara uygun gerçekleşmektedir.Müzikteki ahenkin sayılarla ilişkili olduğunu keşfettikten sonra bunun üzerinde daha çok durmuşlardır. Bilgelik sevgili anlamına gelen “felsefe” kavramını da ilk defa Pitagorasçılar kullanmıştır. Felsefe matematiğin diliyle yazılan evrenin ruhani sırrına ulaşma çabasıdır.

Heraklitos ise değişimin değişmeyen yasasını aramaktadır. “Her şey akar.” sözüyle felsefesini oluşturmuş, varlık kelimesi yerine oluş kelimesi üzerinde durmuştur. Her şeyin sürekli bir değişim içerisinde olduğuna vurgu yapan Heraklitos her şeyin birbirinin karşıtına dönüştüğünü ve evrenin birliğinin karşıtların birliği olduğunu savunmuştur. Heraklitos’a göre evreni ateş yönetir. Fakat ateş doğa filozoflarından Thales’in suyu , Anaximenes’in havası gibi doğanın arkhesi olarak bir yere sahip değildir. Heraklitos evrenin arkasında yatan töze dair net bir tanımda bulunmaz. Ateş evrendeki şeylerin yasasının bir sembolüdür.

Heraklitos evreni sürekli değişiyor ama yine de aynı kalıyor olması bakımından bir nehire benzetir. Nehirler de sürekli akar fakat bizim için o yine aynı nehirdir. Heraklitos’ta karşıtlar birbirleri olmadan düşünülemez; gece olmadan gündüz , sıcak olmadan soğuk , açlık olmadan tokluk .. Her şey kendisinin zıttı olan şeyle evrenin düzeninde bir birlik içerisindedir.

Empedokles’e göre  hava, su ,ateş ,toprak  hareket ettirici nedenler olan sevgi ve nefret ile birleşip ayrışırlar.Bu dört element her şeyin kendisinden türediği kaynaktır.

Sizleri sıkmadan felsefeye güzel bir başlangıç yapmak için özetlediğim bu düşüncelerin doğurduğu daha farklı ve daha derin meseleler vardır. Umarım ilginizi çekip sizi bunlar üzerine araştırmaya teşvik edebilmişimdir.!:)

Hoşunuza gidebilir

Yorum Yok

Yorum Bırak

error: Sitemizden içerik kopyalamak yasaktır.